Ana sayfa Röportaj Beşiktaş çArşı Grubunun Önde Gelen İsimlerinden Ayhan Güner İle Keyifli Sohbet

Beşiktaş çArşı Grubunun Önde Gelen İsimlerinden Ayhan Güner İle Keyifli Sohbet

PAYLAŞ

çArşı kimdir?
çArşı anadolunun mitolojisi olsun, çArşı bir anonimdir. Ortaya birileri toplanıp hadi çArşı ismini verelim dememiştir. Semtin çocuklarından başlayıp İstanbul’un her tarafından bir örümcek ağ gibi oluşmuş holiganizm dönemlerinin şemsiyesi olmuştur. O şemsiyenin altında tribün mücadelesi verilmiştir Beşiktaş için fedakarlıklar yapılmıştır. Kimi hayatından olmuştur, kimi eğitiminden kimi ailesinden olmuştur kimileri de sağlığından olmuştur. Tamamen Beşiktaş’ın menfaatleri üzerine kurulan bir gruptur. Günümüzde de gençler çArşı ismiyle bağırmak olsun, tribün şovu olsun ekleye ekleye geldiler. Bir de sosyal duyarlılığı olan bir topluma dönüştüreceksiniz kendinizi dönüştüremezsen futbola ihanet edersiniz. çArşı kendini holiganizmden sivil toplum örgütüne dönüştürmüştür. Beşiktaş’ın çatısı altında kurulmuştur. Önceliğimiz hiçbir zaman çArşı olmamıştır. Biz Beşiktaş için çArşı’yıda 50 kere tarihten kaldırırız. Bizim önceliğimiz sadece Beşiktaş’tır.

Feda’dan sefa’ya geçiş sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Feda’dan sefa’ya keşke geçebilseydik ancak geçemedik bence bu kelimenin içi boş. Feda döneminde taraftar üstüne düşen her şeyi yaptı. Hatta başka projelerle de destek oldu ama sefa dediğin zaman her şeyin yoluna girmiş olması lazım, kulübün borçlarının azalması lazım, yapılanmanın tamamen gerçekleşmesi lazım. Tabloya baktığında bu böyle değil. Beşiktaş’ın 1 milyar 700 bine yakın borcu var. Bilmiyorum feda diye kulübe gelenler, kulübü feda edip gitmesinler. Bu konuya dikkat etmemiz lazım bu borçlarla hiçbir kulüp, kendini düzlüğe çıkartamaz. Beşiktaş’ı da, Fenerbahçe’yi de, Galatasaray’ı da çok büyük bir tehlike bekliyor sanki ortada bir proje var. Bu proje takımlar borçlandırılarak satılacak gibi gözüküyor. Yatırım maksatlı düşünülüyor. Beşiktaş, Fenerbahçe, Galatasaray için devlet yurt dışında bulunan bir iş adamından yatırım mı bekliyor bilemiyorum. 3 takım içinde büyük bir tehlike var. Fedalar, vefalar, cefalar bunlar bir kelime bu kelimelerin anlamlarının hiç biri boş değil. Beşiktaş taraftarı şuanda da olsa 50 defa feda yapar canını verir. Parası, pulu bir dönem vermiş bunlar önemli değil borç 1 milyar 700 bin, 2 milyar olmuş Fenerbahçe de böyle, Galatasaray da böyle artık taraftarların uyanması gerekiyor. Bu 3 büyük kulüp satılacak ben size bunu 5 yıl içerisinde olabileceğini açıklayayım. Bu kandırmacada Beşiktaş taraftarının gözü kapalı. Yani ne feda yaşıyoruz ne de sefa sürüyoruz sonuç olarak.

Aliexpress TR

Passolig hakkında düşüncelerinizi alabilir miyiz?
Passolig Avrupa’da çıkan bir olay ve Avrupa’nın jetle kurtulduğu bir sistem. Birbirlerine düşman olan taraftarlar bile birlikte hareket etti ve bu illet karşısında mücadele etti. Bir insanlık suçu olduğunu, bir çok özgürlüğü kısıtladığını anlatarak Avrupa’dan kaldırdılar. Piyasadan kaldırılmış ilaç nedir? Yan etkileri vardır diye piyasadan çekilir. Bize bu ilacı passolig’i Türkiye’ye getirdiler. Şimdi yan etkilerini çekiyoruz. Hasta etti tribünleri, bütün tribünlerin dengesini bozdu. Ne bir özgürlük bıraktı ne de söyledikleri maddeleri uyguladıkları oldu. Kendileri bile uygulayamıyorlar kendileri yasaları kabul ettiremiyorlar. Tamamen saçma sapan bir projeydi işte görüyorsunuz sonuç olarak neler oluyor insanlar passolig’e para ödüyorlar. Kartınız kırılırsa para ödüyorsunuz, bir şey yapmak istediğinizde para ödüyorsunuz. Her şey bu  hale getirilmiş. Buna karşıyız, yıllardır da bağırıyoruz. Neden passolig’den kurtulamadınız derseniz Fenerbahçe ve Galatasaray tribünlerinin bu konuya Fransız kalmasından dolayı diyebilirim. Komple Fenerbahçe ve Galatasaray tribünlerini söylemiyorum o tribünlerde de mücadele veren gruplar var ancak lokomotif gruplar ultrAslan ve GFB bu konuya Fransız kaldı. Böyle olunca da bakın Türkiye passolig’den kurtulamıyor. Bir araya gelmek lazım passolig’den bir an önce kurtulmak lazım ki daha iyi bir rekabet daha iyi tribünler ve özgür bir şekilde maçlara gidelim. Bu işten daha çok zevk alalım.

Tribunsel’in klasikleşmiş bir sorusu mevcut. Size de yöneltmek istiyoruz. Sizce rakip takım taraftarıyla dostluklar olamalı mı? Bu konuyu doğru buluyor musunuz?
Kimse kimsenin kaşına, gözüne meraklı değil. Hani dostluk nedir bu konuyuda biraz açmak lazım. 80’li, 90’lı yıllar da yani holiganizmin yaşandığı o dönemlerde tribün koşturan insanlar kendi aralarında bir barış yapmıştır. O zamanlarda bizler 23, 24, 25 yaşlarındaki insanlardık şimdi yaşlarımız büyüdü bu noktaya geldik. Eski günleri hatırladıkça gülüyoruz. Şuan için diğer tribünlerle bir araya gelmemizin tek nedeni gençleri düşündüğümüzden kaynaklıdır. Yani diyalog kültürünü bizlerde görsünler ki bu kadar acımasız yaklaşmasınlar. Eski günler geldi ve geçti. Zaten her zaman biraraya gelinmiyor. Ya maç öncesi oturursun ya da oturmazsın. Ben Galatasaray tribünüyle en son 6-7 ay önce oturmuşumdur. Fener tribünleriniyle de 1-2 ay önce oturmuşumdur. Bunları fazla abartmamak lazım. “Farklı tribünlerle ne oturuyorsun onunla, boşver onları” diye konuşurlar, yazarlar, çizerler ama bu kadarda değil yani bu konuya bu kadar fanatik gözle bakmasınlar, bakılmaması lazım.

Fenerbahçe deplasmanında Beşiktaş tribünü neden tek tip beyaz renk giyindi?
Genelde bizim Kadiköy’de Fenerbahçe deplasmanları hep kış aylarına denk gelirdi. Biliyorsunuz genel de herkesin evlerinde siyah bir şeyi olur. Beyaz mont giyinip gidelim dersek eğer kış ayında Beşiktaş taraftarlarınında ekonomiside bellidir. Halkın takımıyız diyoruz. O yüzden insanlar bir anda beyaz monta mı para verelim, bilete mi para verelim o yüzden mevsimi değildi. Mevisimi yakaladık bahar mevsimiydi. Hava güzeldi… ve Kadiköy’e her gittiğimizde tribün simsiyah bir tribün oluyordu, kararıyordu, karanlık bir tribün oluyordu. Şimdi futbolcular daha net görebildi. Taraftar kendini daha net görebildi. Değişik bir şey yapalım dedik totem yapmak istedik çokta güzel oldu. Ancak hesaba katmadığımı pala bıyıklar, köseler gibi tipler vardı. Burada kimse biz kazandık, biz kaybettik diye çıkan bir camia olduğunu sanmıyorum. Fenerliler o maçta kazanmadı sadece 3 puan kazanmadı. Biz de yenilmedik sadece 3 puan bıraktık. Çünkü ortada ki yönetim, ortada ki maçın seyiri herkesin gözünün önünde.  Şunu söyleyeyim aslında eğer milyonların gözünün önünde bir ahlaksızlık işleniyorsa o futbola değil, milyonlara halka bir saygısızlıktır. İnsanların vicdanlarını karartıyorlar. İyi ki de beyaz gitmişiz. Kadiköy’e bembeyaz gittik, bembeyaz geri döndük.
Fenerbahçe karşılaşmasından sonra hakem Ali Palabıyık hakkında Beşiktaş taraftarları tarafından sosyal medyada tepkiler yoğunlaştı. Fenerbahçe deplasmanında hakem ve maç ile ilgili görüşlerinizi alabilir miyiz?
Bunu herkes anlattı maçın hakemi o kartları, o penaltıları verebilecek cesaret sahip değil. Bunu tekrar belirtiyorum. Tamamen talimattır. Talimatlar sonucunda o kararlar verilmiştir. Hiç kimse kafasına Ali Palabıyık’ı takmasın. O aslında görünen yüzdür asıl onu yöneten maşalar ortada ve hala yönetiyorlar hala orada duruyorlar. Ali Palabıyık seçilmiştir, eziktir. Bizim gözümüzde bir eziktir yani zaten kaç yaşında? Onu korkuturlar. “Senin hakemliğini bitiririz. Sen bize tabii ol” bu işler böyle dönüyor bizler de futbolun içerisinde yer aldığımızdan dolayı, bu işleri yapan insanları zamanında tanıdığımız içiniçin gerçeğini de biliyoruz. O yüzden Beşiktaş taraftarı kafasına takmasın Ali Palabıyık’ı onu yönetenler de sıkıntı. Eskiden insanlar eve geri döndüklerinde spor haberlerine bakıyordu şuan ise ülke haberlerine bakıyorlar sınırlarımızda neler oluyor diye.
Futbol güncelliğini kaybetmeye başladı. İşte passolig’de olunca insanlar tribünlerden çekildi. Ortada konuşulan şeylere bir bakın işte “Taraftar liderleri neden bir araya geliyor?” Önce sorunları konuşmak lazım. Passolig’den kurtulmak lazım, futbolu seven insanların yönetmesi lazım şımarık, zengin aile çocuklarının başkanlıklarını, federasyonlarını almak lazım. Bunlar olmadan futbol düzelmez. Şuna bir bakın futbol başkanlarına ve federasyon başkanlarına… Hep bir tüccar. Bir tane akademisyen söyler misiniz? Bir tane akademisyon yok bu kadar tüccar zihniyetlerine futbol teslim edilmiş durumda. Örneğin bu ülkede tenis sporu birinci sırada olsaydı, milyonlar onun peşinde koşsaydı eğer inanın tenis federasyonunun başında Yıldırım Demirören vardı. Beşiktaş tenis kulübünün başkanıda Fikret Orman, diğeri de Aziz Yıldırım’dı. Yani bunlar renkli dünya podyumu çok seviyorlar. Futbolu sevmiyorlar futbol onlar için önemli değil hangi oyun oynanmış umrunda değil hiç birinin maalesef böyler… Keşke futbol ve futbol kulüplerinin başkanları profesyonel futbolculardan seçilmeli.  Beşiktaş’ın başkanı neden bir Ali olmasın neden bir Rıza olmasın? O ekip neden eski futbolculardan kurulmasın? Avrupa’da örneklerini görüyoruz bakabilirsiniz. Bayern Münih, Barcelona birçok kulüp böyle dönüşümlü başkanlık sistemini dönüşümlü sistem haline getiriyorlar. Bizim de o duruma gelmemiz lazım şuan için gelemiyoruz ancak geleceğiz. Dediğim gibi kaosun içerisinde yaşıyoruz ülke olarak.

Geçtiğimiz sezonla bu sezon arasında Beşiktaş tribünlerinde nasıl bir değişiklik oldu?
3. Şampiyonluğumuza gittiğimiz bir sezon daha kendini özgüvenli görüyor. Daha rahat maçlara gidiyoruz. Takıma baktığınızda çıtayı yükseltiyor. Beşiktaş güzel futbol oynuyor. Güçlü takımlarla oynuyor ve iyi futbol oynuyor. Bu durum taraftarıda etkiliyor. Leipzig maçını Beşiktaş’ta bugün konuşan yok hiç kimse takmıyor. Bu özgüvendir… Tribünlere de yansıması olumlu oluyor ancak olumsuz yanıda oluyor tabi ne oluyor mesela başarı olunca hiç maça gelmek istemeyenler tribünlere geliyor. Başarı olunca bu işin cefasını çeken cefakar insanlar maça giremiyor dışarıda kalıyor. Ne tarafına bakarsanız o tarafına çekebilirsiniz olayı.

Bilet fiyatlarının tribünlere olan etkisi hakkında ne düşünüyorsunuz?
Şimdi Beşiktaş, Fenerbahçe, Galatasaray olarak bu işe baktığında 3 kulüpler hakkında konuşuluyor “tribün biletleri çok pahalı” diye biz hep Avrupa tribünleriyle kıyaslıyoruz hani Avrupa standartı vardır ya oradaki bilet fiyatlarıyla bakıyoruz. Orada bilet fiyatlarını görüyoruz 5€, 10€. Alım gücü çok iyi, kombineleri çok hesaplı ama bizde öyle değil. 20 milyonluk İstanbul şehrinde yaşıyoruz. Çok tutkulu bir yer burası o girmezse diğer girer, mutlaka birileri tribünlere girer düşüncesi her zaman hakim olduğu için görüyorsunuz halkın eğlencesi futbol sermayenin ve parası olan insanların oyuncağı haline geliyor. Futbolda böyle olunca çok şey kaybediyor. Yıllardır kaybedilen şeyler bundan kaynaklıdır. Bizde derler ki “güreş atasporudur.” Şimdi güreş sporunu kim takip ediyor? Olimpiyatlarda bile neredeyse güreşi kaldıracaklar. Aslında bizde futbol artık bir milli oyundur. Bu kadar çok halkın tarafından seviliyorsa o senin milli oyunun olmuştur artık bunun geleneklere, göreneklere göre yapmayacaksın. Milli sporda ulusal kanallarda yapar paralı karallarda yayın yapmaz. Passolig’i çıkartmışsın, özel bir paralı yayın kanalını çıkartmışsın ne sanıyorsunuz siz? Avrupa’daki gibi kişi başı 20 bin, 30 bin, 50 bin dolar milli hasılat olduğu bir ülke de mi yaşıyoruz? Asgari ücret daha yeni 1350 oldu. Onun için endüstriyel futbol neler yapıyor daha göreceğiz. Şunu unutmayın bundan en çok etkilenen tribün Beşiktaş taraftarı olur. Diğer tribünlerden daha farklı bizde öyle bir sistem var ki aynı kişi o koltuğa 10 katı para verir yine o koltuğu oturur bizde öyle bir bağlılık var. Tribünlerin davaya sahip çıkması lazım diyorum.

Uzun yıllardır tribünlerde yer alıyorsunuz geçmişten günümüze tribünlerde ne gibi değişiklikler oldu?
O zamanlar yeni atom çağına girmiştik şimdi ise atom altı çağına girdik. Bizim zamanımızda tribüncülük çok farklıydı. Birbirimizi aramak için herkes birbirinin ailesinin ev telefonunu bilirdi. İletişim bir kere böyle şimdi akıllı telefon çıktı çizgili film gibi oldu artık tribünler her şey pazarlama üzerine kuruldu. Bizim dönemimizde öyle değildi ki tribünler… Sabahlama dönemleri vardı, holiganizm dönemleri vardı mesela o zamanlarda cep telefonları olsaydı çok insan ölebilirdi. Herkes birbirine randevu verirdi öyle bir şey olsaydı. Teknoloji bizim çağımızda iyi ki yoktu çok şükür diyorum olmamasından dolayı ama şuan günümüzün gençliği çok farklı ancak iyi kullanırlarsa çok iyi bir şey ama kötü kullanırlarsa görüyorsunuz kişisel cinayetler bile oluyor. Kişisel sorunlar bile gideriliyor. Futboldan başlayıp futbol dışına çıkabiliyor olaylar eski taraftarlık başkaydı eskiden paylaşım vardı. Yokluğunu ve ya çaresizliğini Beşiktaş’a sarılıp giderebiliyordun. Şuan herkes maça gireyim bir resim çekileyim paylaşayım derdinde ya da ilk haberi benden duysunlar derdinde. Bizim dönemizde böyle bir şey yoktu. Bunlara da normal bakmak lazım çünkü gelişim de böyle bir şey. Akıllı kuşaklar olsunlarda ben sonuçlarına razıyım ben gençlere güveniyorum bir gün “bir durun ya” diyecekler.

Fenerbahçe deplasmanında yaşanılan bilet krizi hakkında ne düşünüyorsunuz?
Kriz olmaması tuhaf olurdu. 3. Şampiyonluğuna gidiyorsun Avrupa’da çok iyisin. Fenerbahçe stadyumunun yarısını verseler doldurabilecek potansiyele sahiptir. 2 bin kişilik bir talep var bu iki bin kişinin hiçbir türlü adaleti olmaz. Adalet yapmaya çalışırsan bu adaletide kimse kabul etmez. İnsanların öncelikleri deplasmana gidiyoruz deplasmana gidenlere öncelik tanılması tabi doğrudur, haklarıdır. Ama deplasmana gidiyorsan banane diyen Beşiktaşlılarda var. Bizene diyen, bizimde hakkımız var diyenler vardır. Toplantı yapmıştık işte bilet almayalım dedik. Şampiyonluğa gidiyoruz diye çocuklar dedi ağabey şampiyonluğa gidiyoruz gitmemiz lazım diye bizleri ikna ettiler. İnşallah Galatasaray maçında liste yapmayız yaparsakta dört dörtlük adaletiyle yapmak lazım yani nokta atışı yapılması lazım bunu da anca Beşiktaş tribünü yapar. Kriz oldu bilet yetmedi, listeler yanlış oldu. Bazıları 2-3 yere isim yazdırmış böyle bir sorun oldu. Bunlar önemli değil önemli olan Kadiköy’de maçı alıp gelmekti. Yoksa bizim açımızdan her şey iyiydi. Sonuçta o tribüne hangi Beşiktaşlı girerse girsin diğer Beşiktaşlıyı aratmaz. Oraya giren her Beşiktaşlı elinden geleni yapar ve yapacaktırda. İnşallah Galatasaray maçına şampiyonluk parolasıyla gideriz ve tekrar oturur bu konuları konuşuruz.
Deplasman kombineleri size göre olmalı mı?
İstanbul takımları için düşünülen bir olaydır. Oradan yola çıkmıştır. Deplasmana gidilen tribünleri kim dolduruyor Beşiktaş, Fenerbahçe, Galatasaraylılar dolduruyor. Stadların ölçüleri bellidir 1000-1500 kişilik kontenjan açılıyor. Oradaki takım tutanlarda bir yıl boyunca takımların oraya gelmesini bekliyor. Şimdi deplasman kombinesi çıkartırsanız İstanbul’da yaşayanlar bir anda bitirirler. Ondan sonra gidersin Kayseri’ye bir aileyi görürsün çocuklarının ellerinden tutmuşlar bilet arıyorlar maça giremiyorlar. Bir yıl beklemişler gidemiyorlar. Bunlar üzücü sahneler. Tamamen öyle olmaması lazım deplasman mücadele edeceksin, gideceksin emek vereceksin ki deplasmanın bir adı olsun Anadolu’dakilere haksızlık olur. Orayı işgal etmek bir kere futbolun doğasına aykırı.

Beşiktaş tribünü Galatasaray deplasmanında tek tip giyinecek mi?
Bunlar sadece totemsel şeyler o ruh halinde olursun. Beşiktaş tribünü her şeyi yapabilir. Kulüpler biraz kendine gelmeli mi taraftarı anlamalı sonuç olarak onlar yolcu biz hancıyız. Beşiktaş tribünü her şeyi yapar, kralını yapar. Koreografi meraklısı değiliz biz Liverpool maçında insan bedeninden koreografi yaptık kim yaptı daha önce? Avrupa da yapıldı mı daha önce? Mesele odur. Kırk bin kişi kendi elleriyle, kollarıyla, bacaklarıyla koreografi yaptı. Yapsınlar da ben de göreyim. Yoksa beze yazı yazarsın iple bağlarsın maç sonunda çöpe atarsın onunla işin biter. Tribün aleminde bir şey tekrar kullanılmaz koreografi 5 dakikalıktır. Bir anlamı yoktur ancak tribünde yapın 300 tane davulla, 500 davulla koreografi yapın sonra diğer maçlarada kullanın. Yani o koreografi olaylarına Türkiye’de ki tribünlerin takılmaması lazım biz bırakalım Anadolu takımlarının taraftar grupları yapsın artık. Onlar biraz kendilerine gelsin. İstanbul olaya farklı baksın artık yaratıcılığı göstersin. O koreografinin arasına insanlar kendinide koyabilsin önemli olan odur.

RB Leipzig maçında futbolcuların tribünlerden rahatsız olduğunu gördük bu konu hakkında görüşlerinizi alabilir miyiz?
Sabah bende uyandım aklıma geldi eskiden hakemin gözüne gözlük derdik şimdi futbolcuya kulaklık diyeceğiz galiba ilk defa bizim sayemizde bizim stadyumumuzda bu cümle kurulacak. Artık gözülüğün yanına bir de kulaklık ekledik. Maç esnasında ben arkadaşlara söyledim “bakın ses patlıyor” dedim İnönü’de bunu hissedebiliyorsunuz. Dedik “Burası İnönü, burada her şey olabilir kimse hazırlıksız gelmesin” buradan giderkende hastanede kendilerini göstersinler.

Derbide Fenerbahçeli taraftarlar tarafından Caner Erkin’e yapılan bir protesto vardı bu konu hakkında düşüncelerinizi alabilir miyiz?
Caner’in Fenerbahçe’den ayrılmasının nedenini iyi analiz etmek lazım. Caner ve Gökhan Fenerbahçe’den resmen gönderildi. Caner gelir gelmez 2 şampiyon bir anda kaynaştı. Biraz da Caner hırslı çocuk belki Gökhan’a öyle tepkiler de verilmezdi. Futbolda böyle şeyler vardır ama Fenerbahçeliler çok abarttılar tepki verebilirsiniz ama ahlak dışına çıkamazsınız. Bizden de İsmail gitti Fenerbahçe’ye biz küfür edebilir miyiz? Ne yaptık İsmail’in isminden besteler yaptık onlarda olaya mizahi yönünden bakabilirlerdi. Ama öyle yapmadılar afedersiniz özel yaşantısına konuştular. Bunlar ahlaksızlıktır yani bunu Fenerbahçe camiasınada mal etmemek lazım sadece Fenerbahçe camiasında bu tarz ahlaksızlıklar var onları temizlemesi lazım. Bazı internet sitelerinde de bu var. Üzüldük. Sonuçta ne oldu?  Beşiktaşlılar sokaklarda formalarıyla başı dik gezdi ben bir tane Fenerbahçeli göremedim. Düşünsenize bir baba evine gidiyor çocuğu diyor ki baba nasıl oynadık? O adam ne söyleyecek? Nasıl yalan söyleyecek? Caner bizim oyuncumuzdur, Caner’e sonuna kadar sahip çıkıyoruz. Caner’in hayatı biraz çalkantılı geçmiş olabilir. Caner de yorulmuştur o da sessizlik istiyordur o yüzden üzmeyelim kimseyi tepki gösterebilirsiniz ama küfür edemezsiniz bu yakışmaz.

İlgilerinden dolayı Ayhan Güner başta olmak üzere çArşı grubuna, Forza Beşiktaş’a ve Beşiktaş taraftarına teşekkürlerimizle.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here